Teknoloji ve İnsanlık

5 yıl önce

Bilim, sağlık, sosyal yaşam, iletişim, yayıncılık, ticaret ve üretim gibi aklımıza gelebilecek hemen her alanda yarattığı dönüştürücü sonuçlarla karşımıza çıkan teknoloji, son derece büyük bir hızla hem iş yapış şekillerini hem de yaşamı kavrayış biçimimizi derinden etkiliyor. Bu sarsıcı değişim ve gelişim süreci elbette büyük soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Bir tarafta teknolojiyi; neden olabileceği olumsuz sonuçları hiç hesaba katmadan savunan büyük bir kesim varken, diğer tarafta insanlıkla teknolojinin çatışabileceği noktaların da olabileceğinin farkındalığıyla temkinli ve ölçülü hareket etmenin önemini vurgulayan önemli bir kesim de mevcut.

Bilim, sağlık, sosyal yaşam, iletişim, yayıncılık, ticaret ve üretim gibi aklımıza gelebilecek hemen her alanda yarattığı dönüştürücü sonuçlarla karşımıza çıkan teknoloji, son derece büyük bir hızla hem iş yapış şekillerini hem de yaşamı kavrayış biçimimizi derinden etkiliyor. Bu sarsıcı değişim ve gelişim süreci elbette büyük soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Bir tarafta teknolojiyi; neden olabileceği olumsuz sonuçları hiç hesaba katmadan savunan büyük bir kesim varken, diğer tarafta insanlıkla teknolojinin çatışabileceği noktaların da olabileceğinin farkındalığıyla temkinli ve ölçülü hareket etmenin önemini vurgulayan önemli bir kesim de mevcut.

Teknolojiye merakı su götürmez bir gerçek olan ben de esasen teknolojinin gelişimine yatırım yapılırken etik unsurları göz ardı etmemenin mühim olduğunu düşünenlerdenim. Nitekim geçtiğimiz günlerde Uzaylarda Aramam başlıklı yazımda da her ne kadar “kıymetli” amaçları gerçekleştirmek üzere hayata geçirilmiş olursa olsun, teknolojik atılımların olası sonuçlarını hesaba katarak sağduyulu yaklaşım sergilemenin olmazsa olmaz olduğunun altını çiziyorum…

Wired dergisi tarafından Avrupa’nın en etkili 100 ismi listesine adını yazdıran 1961 Almanya doğumlu konuşmacı, fütürist ve yazar Gerd Leonhard da benim gibi düşünen son derece başarılı bir kanaat önderi… Dünyanın önde gelen etkinliklerinde yaptığı konuşmaların yanı sıra insan ile makinenin yaklaşan çatışmasını anlattığı Teknolojiye Karşı İnsanlık adlı kitabıyla, teknolojiyi bambaşka bir açıdan ele alırken 12 maddeli bir manifesto sunuyor.

“İnsanlık, katlanarak büyüyen ve her şeyi saran teknolojik değişimle nasıl başa çıkabilir?” sorusuyla başlayan kitapta Leonhard, üstel yani üsler halinde katlanarak ilerleyen teknolojinin bir yandan muazzam bir potansiyel sunarken, diğer yandan oluşan bu imkânların çok büyük ve yeni sorumluluklar üstlenmemizi gerektireceğinin de altını çiziyor. Kitabı yazmaktaki öncelikli amacının, “insanlığın refahına katkıda bulunmak olan bilim ve teknolojiyi tekrar nasıl bu yola sevk edebileceğimize, kontrol edebileceğimize ve bunlardan fayda sağlayabileceğimize dair tartışmayı genişletmek ve yeniden alevlendirmek” olduğunu ifade eden Leonhard, bana göre son derece başarılı bir kitaba imza atmış.

Teknolojinin amaç değil, araç olduğunu ve asıl amacın da insanlığın mutluluğu ve esenliği olduğunu vurgulayan Gerd Leonhard’ın bu fikrine ben de sonuna kadar katılıyorum. Bu anlamda teknolojideki üstel ilerlemenin hedefini ve nedenlerini tartışmamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü belki de bu konu, insanlığın bugüne kadar gördüğü en önemli tartışma konusu olacak. Bu noktada şu kritik soruyu sormak da çok önemli: Bugüne kadar insanlığa hizmet eden bilim ve teknoloji bu yönde devam edebilecek mi?

Teknolojiye Karşı İnsanlık’ta yer alan, her biri birbirinden etkileyici ve sarsıcı öngörüler içeren 12 maddeli manifesto kısaca şöyle:

“İnsanlığın önümüzdeki 20 yılda değişimi, geçtiğimiz 300 yıldan daha fazla olacak” iddiasında bulunan Leonhard, teknolojik gelişmelerde bir denge yakalamanın son derece büyük bir öneme sahip olduğunun altını çiziyor ve “Yapay zekâdan insan genomuna müdahale edilmesine kadar çeşitli, zorlayıcı konuların yapısını sorgulamak için bugün artık son fırsat” diyor.

Bu maddede Leonhard; teknolojinin etiğinin olmadığını ve bu nedenle de yaşamlarımızın en mahrem yerlerine, biyolojik süreçlerimize bu kadar müdahil olmasının tartışılması gereken bir konu olduğunu savunuyor.

Dijital dönüşümün, ticari kuruluşlar ve kamu sektörü nezdinde pazarlandığını ifade eden Leonhard, dijital dönüşümün esasen insan yaşamıyla etkileşime geçtikten sonra insanlığın geleceğini sonsuza dek değiştirecek olan 10 mega dönüşümden sadece bir tanesi olduğunu vurguluyor. Bu 10 mega dönüşümü ise şöyle sıralıyor:

Bu bölümde çizdiği manzarayla Leonhard aslında çok sarsıcı bir gerçeği gözler önüne seriyor. Bugün yalnızca mavi ve hatta beyaz yakalıları yıkıma uğratacağı üzerinde tartışılan otomasyonun, “yaklaşan otomasyon dalgası” neticesinde yaşlanma hatta doğum gibi biyolojik süreçlerimize etki edeceğini iddia ediyor ve şunu soruyor: “Acaba bir insanlık kabilesi olarak biz, insan egemenliğinden feragat etmeye, egemenlik hakkını teknolojinin bilinmeyen güçlerine teslim etmeye razı mıyız? Tarihteki en büyük ölçekteki özgür irade kaybına, bireyin insani denetimden çıkışına hazır mısınız?”

Bizi insan yapan şeye “androritma” adını verdiğini söyleyen Gerd Leonhard, nesnelerin internetinin bir sonraki adımının internet of inhuman things yani insansız internet olacağına dair bir öngörüsünü paylaşıyor. “Bilgisayarlar taşınabilir hatta giyilebilir hale geldiler. Yakında yenebilir ya da vücuda nakledilebilir hale de gelecekler” diyen Leonhard, bizi çok sarsıcı bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: “Peki, bunlar gerçekleştiğinde, sırf suni bir dijital başarı elde etmek uğruna, türümüzün dünyadaki kendine has varoluş amacını mı harcamış olacağız?”

Gerd Leonhard bu bölümde teknolojiyle yaşadığımız aşk ilişkisinin sarhoşluğunu sorgulamamız ve bu gönül ilişkisi sonucunda ödeyeceğimiz bedeli düşünmemiz gerektiğini ifade ediyor.

Beni kitapta en çok etkileyen bölümlerden biri de dijital obezite bölümüydü. “Bünyemize aldığımız dijital besinleri düşünme vakti geldi” diyen Leonhard, dijital mecraları bizi gerçekten mutlu ettikleri ve bize fayda sağladıkları için mi kullandığımızı yoksa bu eğilimimizin altında sorgulamamız gereken başka nedenler mi aramamız gerektiğini düşünmemizi sağlıyor. Bu durumdan “salgın hastalık” şeklinde bahseden Leonhard, “Algoritmalarla üretilmiş haberler ve güncellemelerle kafamızı tıka basa doldururken eğlenceli sayılacağı su götürür bir teknoloji balonunda kendimizi eğliyoruz” diyor.

Yeni teknolojilerle oynanan kumarın faturasını sonraki kuşaklara bırakmamamız gerektiğini savunan yazar, inovasyonu ertelemememiz gerektiğini ancak inovasyonların taşıyabileceği üstel riskleri de görmezden gelmememizin gerektiğini vurguluyor.

Hâlâ, her gün peşinde olduğumuz meselenin mutluluk olduğunu söyleyen Gerd Leonhard, “Büyük teknolojiler hızlı hedonistik zevk enjeksiyonlarını taklit ediyor. Peki bu durumda empati, şefkat ve bilinci içeren daha derin mutlulukları nasıl koruyabiliriz?” diye soruyor. Bu bölümde Leonhard, “GSYİH, GSMH ya da GSMM: Mutluluğun gerçek kriterleri neler?” sorusunu da ele alıyor ve “gayrisafi milli mutluluk”tan bahsediyor. GSMM felsefesinin 4 temel unsurunu işe şöyle sıralıyor: Sürdürülebilir kalkınma, kültür değerlerinin korunması ve geliştirilmesi, doğal çevrenin korunması ve doğru yönetişimin tesisi.

“Bırakın haklar ve sorumluluklar hakkında ortak bir paydada buluşmayı, bu konuyu konuşmak için küresel bir ortak dilimiz bile yok” diyerek durumun vahametini gözler önüne seren Gerd Leonhard, “insanlığın refahına nükleer silahlardan potansiyel olarak daha büyük tehlike teşkil eden” diyerek tanımladığı dijital teknolojinin ahlaki boyutunu konuşmanın zamanının geldiğini söylüyor.

Bilimkurguyu güncel olarak deneyimlediğimizi ifade eden yazar, okuyucularını 2030’a dair #CehenNet senaryoları kurgulamaya davet ediyor. Örneğin, Leonhard insan içerik editörlerinin de “oturumlarının kapandığını”; zira büyük veriler, akıllı bulutlar ve yapay zekânın neredeyse bedavaya daha etkin olduklarını kanıtlayarak daha yaygın hale geldiğini söylüyor. Leonhard’a göre bu teknolojiler hiçbir şeye itiraz etmedikleri için reklamcılar, markalar ve siyasi partiler bu sistemlere daha çok nüfuz edip pazarlama bütçelerini daha verimli kullanabiliyor.

Bu bize cenneti mi vadediyor cehennemi mi yaşatıyor? Kararı siz verin…

“Takımınızı seçme zamanı geldi” diyerek başlattığı bu son bölümde Gerd Leonhard, insanlar ve makineler arasında eli kulağındaki çatışmalara hâkim olmak istiyorsak, daha hassas öngörülerle desteklenen yeni bir küresel yönetime ihtiyacımızın olacağını vurguluyor. Bu her ne kadar yıldırıcı olsa da Leonhard’a göre asla imkânsız değil ve alternatifi yok.

Okurken çok keyif aldığım bu kitabı, “daha insani bir dünya için cesur bir manifesto”* okumak isteyen herkese tavsiye ediyorum.

Twitter | LinkedIn | Youtube| Web

More Posts